"Türkiye Heteroseksüellerin, Eşcinsellerin Hakkını Savunduğu Zaman Başka bir Ülke Olacak!"

Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önerisini destekliyoruz. Sevgili arkadaşımız Binnaz Toprak’a da buna ön ayak olduğu için müteşekkiriz, çok önemli bir meseleyi ortaya koymaya yardımcı oldu. Bu meselenin önemi sadece söz konusu cinsel yönelimler kümesi içinde yer alanların haklarını gündeme getirmesi açısından değil, aynı zamanda, onların haklarını savunmadan hiç kimsenin hakkını savunamayacağımız gerçeğini ortaya koymuş olmasıyla ilgili. Tıpkı kadının hakkını savunmadan, tıpkı Kürt’ün hakkını savunmadan, tıpkı yoksulun, emekçinin hakkını savunmadan LBGT bireylerinin hakkını da savunamayacağınız gibi. Bütün hak silsileleri birbirine temelden bağlı. Birini ihmal ya da birini inkâr ederek geri kalanları hakikaten savunduğunuza ne bizi ne başkalarını inandırabilirsiniz.

 

Tabii, bu bakımdan çok değerli bir müttefikimiz var. Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, 2002’de katıldığı bir televizyon programında şöyle demişti: “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz.” Az konuda kendisiyle hemfikiriz ama bu konuda hemfikir olmuşluğumuz vardı. Acaba, bugün de böyle midir, yoksa bize Lût kavminden mi dem vuracaktır bu konu konuşulurken bilmiyoruz ancak asıl konunun merkezindeki LBGT bireylerin durumunu niye araştırmamız gerektiğine döndüğümüz zaman, birkaç göstergeye bakalım.
 
Bunlardan birisi, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Yılmaz Esmer’in 2009’da yaptığı bir alan araştırması. “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlığı altındaki bu araştırmada, 34 ilde 1715 kişiyle görüşmüş kendisi ve ekibi ve “Kimle komşu olmak istemezsiniz?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 87’si eşcinsel kişiler olarak yanıt vermiş. Bütün yanıtlar arasında, içki içenler yüzde 72, hiçbir dine inanmayanlar yüzde 66, Yahudiler yüzde 66, Hıristiyanlar yüzde 52 diye gidiyor. Böylelikle apaçık bir biçimde görüyoruz ki toplumda son derece yaygın, kamusallaşmış bir ön yargı var. Bunun herhangi bir yasaya dayanmadığı hâlde, örneğin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından bir kanalda yayınlanan “Hung” dizisinin eş cinselliği normal gösterdiği için cezalandırılmasına bakacak olursak, zaman zaman ellerinde yetki olanlar bu kümeye karşı, bu cinsel yönelim tercihlerine karşı, bu cinsel yönelimler toplamına karşı son derece ön yargılı ve saldırgandırlar.

Öte yandan, Askerlik Kanunu esasen eş cinselleri karşısına almaktadır ve üstelik onları askerlikten muaf tutmak gibi bir tercihi gerçekleştirmek bakımından da son derece aşağılayıcı göstergelerle eş cinselliklerini ispata yöneltmektedir, zorlamaktadır. Bütün bunlar söz konusu olduğunda da bunların olmadığı söylenmektedir ama askerlik muayenesine gidenler orada kendileri gibi olmayan başkalarının nasıl muamelelerle karşı karşıya kaldıklarını görürler.

Şimdi, demek ki o zaman gerçekte toplumsal ön yargılar, geleneksel davranışlar, menkıbeler, efsaneler, kötü söylenceler dolayısıyla toplumun kıyısına doğru itilmiş bir insan topluluğu vardır, bunların toplumun geri kalanıyla eşitlenmesi için özel tedbirler gerekir. O yüzden bu araştırma gereklidir.

“Durumu araştıralım, bir bakalım.” değil, “LGBT bireyler” dediğimiz lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin bu toplumun eşit haklı üyeleri oldukları, hiçbir bakımdan ayrımcılığa tabi tutulamayacakları kanunla güvence altına alınmalıdır ki, bu toplumsal ön yargılar karşısında bir azınlık durumuna düşmüş olan, azınlık durumuna getirilmiş olan insanların pozitif ayrımcılıkla yeniden çoğunlukla eşit haklar seviyesine kazandırılması mümkün olsun. Ancak bunu bu bakımdan Meclisin nasıl bir karar vereceğini hakikaten merak ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubu, Anayasa tartışmaları sırasında cinsel yönelim hakkının anayasaya dercedilmesini, kayıt altına alınmasını istedi. Ne yazık ki, AKP ve MHP temsilcilerinin itirazları dolayısı ile bu üzerinde anlaşılamayan maddeler arasında kaldı. Umalım, bugün, mesela, bir mucize olsun, Meclis devasa bir adım atsın, bu yönde bir irade beyan etsin, bir anayasal anlaşmazlığın da çözülmesine bir meşruiyet kazandırmış olsun. Ancak, bunun böyle olup olmadığını göreceğiz.

Bir başka noktaya işaret etmek istiyorum. Biz, hiçbirimiz, benim yaşıtlarım bu bakımdan sonsuz bir hoşgörüyle bu dünyaya gelmedik. Bu fikirlere ulaşabilmemiz çok büyük haksızlıklar karşısında tercih yapmak zorunda kaldığımız koşullar içerisinde oluştu. Şahsen ben, eşcinsel bireyler karşısındaki tutumumum ne olacağını hiçbir zaman hayatım boyunca test etmemişken, cezaevinde, bizlerle birlikte hapse konmuş, çeşitli devrimci hareketler ya da politik hareketlere karışarak cezaevine gelmiş eşcinsel bireylerin bundan ötürü zulme uğradıkları koşullarda bir tercih yapmak zorunda kaldım. Ya onu da kendimiz gibi devrimcilerden biri olarak görecektik ya da orada işkenceye terk edecektik. Biz onları devrimcilerin arasına aldık, onlarla beraber yürüdük. Bu hakkı içermeyi zulüm altında, faşizmin zindanlarında öğrendik, bu bilgiyi de asla ve asla unutmayız.

İlk kez bir eşcinsel bireyle cezaevinde, cezaevi yönetimi devrimcilerin eline düştüğünde 1980 öncesinde, diğer mahkûmların şikâyeti üzerine karşılaştım. Sordum kendisine, dedim ki: Niye böyle yapıyorsun? Bana verdiği cevap son derece basit, temel ve sonuna kadar insaniydi: “Aşığım ağabey, ne yapacaksın?” Bu cevaba verecek hiçbir karşılığım yoktu, olduğu gibi kabullenmekten başka bir çaresi yoktu. Bazı kadınlar bazı kadınları, bazı erkekler bazı erkekleri sevebilirler, bu hayatımızın hakikatidir, bununla yaşamayı öğrenmek büyük çoğunluğun görevidir.

Çoğunluğun hakkını savunmak, heteroseksüel bireylerin hakkını savunmak, Türklerin hakkını savunmak, orta sınıfın hakkını savunmak, cari ahlakı savunmak, bunlar çok kolay şeylerdir; zaten yasa sizden yanadır, devlet sizden yanadır, toplum sizden yanadır, herkes sizden yanadır. Böyle olmayanların hakkını savunabiliyorsanız o zaman hakikaten insanlaştınız, insanların hakkını savunmaya hakikaten hak kazandınız demektir.

Biz, eş cinsel onur yürüyüşünde “Şişli’de Kürt’üz, Taksim’de eşcinseliz.” dediğimiz zaman, buna karşı propaganda yapan yayın organları “Bunlar homoymuş.” dedi. Doğrusu, öyle olsam da hiçbir şey fark etmezdi ama bütün mesele, homo olmadığın hâlde homonun hakkını savunmaktır, onlar kendi haklarını savunuyorlar zaten. Kendileri gibi olmayanların, onların haklarını savunduğu gün, Türkiye başka bir ülke olacak. Türkiye, Türklerin Kürtlerin hakkını savunduğu zaman, heteroseksüellerin eşcinsellerin hakkını savunduğu zaman, erkekler kadınların hakkını savunduğu zaman, yaşlılar gençlerin hakkını savunduğu zaman, hâli vakti yerinde olanlar yoksulların yanına geçtiği zaman hakikaten başka bir ülke olacak. Yoksa her zaman olduğu gibi olmaya devam edebilir. O zaman da, kalubeladan beri nasıl gelmişse öyle gider, eşcinsel taşlar durursunuz, taşlayamadığınız yerde de hakaret edip Meclisi terk edersiniz.

Biz o nedenle bu araştırma önergesinin kabul edilmesini istiyoruz. Başbakan Erdoğan’ı 2002’deki sözünün arkasına geçmeye çağırıyoruz. Meclis çoğunluğumuzun da bu sefer bir sürpriz yapıp bizi şaşırtmasını, bu araştırma önergesini kabul etmesini diliyoruz.

Eşcinsellerin, geylerin, lezbiyenlerin, biseksüellerin, transseksüellerin bizlerle aynı hakka, hatta bu açığı kapatmak için biraz daha fazla hakka sahip olmalarını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmak eninde sonunda bu Meclisin görevi olacaktır. Bugün değilse yarın ama mutlaka ezilenlerin yanında, onlarla beraber olacağız.

Bu öneri için de çok teşekkür ediyoruz Binnaz Toprak’a.
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.