Milyonlarız, Mahkum Olmayız!

Milyonlarız, Mahkum Olmayız!

Sömürü ve baskının ağırlaştığı, ekmeğimizin git gide küçüldüğü, savaşların, kıyımların, doğa yıkımlarının kapladığı ama yaşamın ve direnişin susmadığı bir dönemden geçiyoruz. Açlık sınırının 3’te 1’i etmeyen bir asgari ücretin işçi ve emekçilerin genel ücreti haline geldiği, patronlara ödül verir gibi grevler yasaklanırken, örgütlenme hakkımızın saldırıya uğradığını, sendika yöneticilerinin tutuklandığını, örgütlü ve direnen emekçilerin işkenceye maruz kaldığını birlikte görüyor, bu koşullara birlikte direniyoruz. 

Bölgemizin bir emperyalist yeniden paylaşıma konu olma eşiğine geldiği, Gazze’de tanık olduğumuz Siyonist soykırımın ardından yeni düzenlemelerin gündeme getirildiği koşullarda, işgaller ve halklara yönelik saldırılar sürerken, Suriye’de “devrik Esad yönetimine bağlı güçlerle çatışma” adı altında Arap Alevi halkını hedef alan toplu kırımlar uygulandığını haber alıyoruz. Yeni bir soykırım tehdidinin varlığı, Suriye’de tüm halkların ve toplumsal kesimlerin iradesini yansıtan bir yönetim oluşturulması ihtiyacının yakıcılığını artırıyor.

Ülkemizde de kardeşlikten, çatışmasızlıktan, demokrasinin genişlemesinden söz edilirken sivilleri de hedef alan sınır ötesi operasyonların, cezaevi kapasitesinin genişletildiğini, savaş ve barışın bir arada konuşulduğunu ve birbirine karıştırıldığını görüyoruz.

Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın açıklanmasından birkaç gün önce, barışa, onurlu, eşit, özgür koşullarda birlikte yaşamaya bir kapı açılması olanaklarından söz edilmeye başlanmışken, siyasal düzenin yıllardır kullanılan araçları arasında yer alan yargı operasyonlarına biri daha eklendi. Avukat görüşü kısıtlamalarının, gizlilik kararlarının da eksik olmadığı uzatılmış bir gözaltı süresinden sonra 30 arkadaşımız tutuklandı. Tutuklanan arkadaşlarımızın emek, barış ve demokrasi mücadelesine şahidiz, arkadaşlarımızı sahipleniyoruz. Tutukluların ve ev hapsi ya da adli kontrolle serbest bırakılanların yanı sıra binlerce kişinin yer aldığı soruşturma dosyalarından söz ediliyor.

Suçlanan, suçlu gösterilmeye çalışılan, bu kez Halkların Demokratik Kongresi.

2011 yılında birçoğumuzun katıldığı, hep birlikte izlediğimiz bir genel kurulla siyasal partilerin, emek, kadın, gençlik, ekoloji örgütlerinin, yöre ve kültür derneklerinin, halk ve inanç topluluklarının ve bağımsız bireylerin kimliklerini, varlıklarını, ayrımlarını koruyarak bir araya geldiği bir ortak zemin olarak kuruluşunu ilan eden HDK, kurulduğu günden bu yana her çalışmasını açık alanda, her birimizin eleştirisine, denetimine, katkısına ve katılımına açık olarak sürdürüyor. Tutuklanan ve tehdit edilmek istenen gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler, feministler, sosyalistler, barış ve demokrasi savunucularıdır. İçinde bulunduğumuz dönemi demokratikleşme haline getirecek ve halklara soluk borusu olacak mücadeleyi sahipleniyoruz.

Daha operasyondan on gün kadar önce HDK tarafından düzenlenen “Çözüm Barışta” konferansında basın emekçileri, hak örgütleri ve Türkiye muhalefet güçlerinin geniş bir kesimiyle birlikte davetli ve katılımcıydık. HDK Türkiye’de Kürt sorunun demokratik çözümünü uluslararası katılımlı, kamuya ve basına açık, canlı olarak yayınlanan bir konferansla tartıştığı için mi yargılanmak isteniyor?

15 yıl boyunca hiçbir etkinliğine suç yüklenemeyen HDK’nin bugün bir bütün olarak yasadışı ilan edilmesini açıklayacak hukuki gerekçe aramak boşuna. En çarpıcıları Gezi ve Kobanê davaları olmak üzere daha önce de birçok benzerini gördüğümüz bu siyasal yargı operasyonuyla yasadışı ilan edilen, başlı başına ifade, toplanma, gösteri ve örgütlenme özgürlükleridir. Bu özgürlüklerin ancak gerçekten kullanılıncaya kadar var olduğu ilan ediliyor. Seçilmiş yerel yöneticilerin yerine kayyımlar atayarak, kent uzlaşısıyla seçildi diye yerel meclis üyelerini hapse atarak seçme ve seçilme hakkına sınırlar çizmeye kalkıldığı gibi, şimdi bir kez daha siyasi faaliyete yasaların çizmediği sınırlar çizmeye kalkılıyor. Muhalefet olmasın, olacaksa herkes kendi yerinde dursun, siyaset yapılacaksa siyasetçiler yapsın, ekmek diyen özgürlük demesin, yağmaya karşı doğayı savunanlar savaşa karşı barışı savunmasın, halkların ezilmesiyle kadınların ezilmesinden aynı yerde söz edilmesin, işçi olarak yaşadıklarımızla Kürt olarak yaşadıklarımız aynı yerde konuşulmasın istiyorlar.

Tam da bu sınırları aşmaya, siyaseti toplumsallaştırmaya, toplumsal olanın siyasetini yapmaya ihtiyacımız olduğu için, hangi örgütten, hangi mücadele alanından, hangi çatıdan olursak olalım, bugün “HDK biziz!, Milyonlarız, Tutsak Olmayız!!” diyoruz.

Bu hukuksuzluğa karşı Gezi davasının, Kobanê davasının, tüm diğer kumpas davalarının tutsaklarıyla birlikte HDK’yle ve HDK’li olduğu için tutuklanan arkadaşlarımızla dayanışmamızı dile getiriyor, emperyalizme, sömürgeciliğe, yayılmacılığa ve işgallere karşı halkların barışı ve emeğin, ezilenlerin siyasal gücünün arttığı bir demokrasi için birlikte mücadeleye devam edeceğimizi bildiriyoruz.

Geldik buradayız!