Halkların Demokratik Kongresi 11. Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi

11.06.2021

Halkların Demokratik Kongresi

11. Olağan Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi

10 Haziran 2021 / İstanbul

İlk günden bu yana her adımını yeni yaşamı inşa perspektifi ve sorumluluğuyla atan Halkların Demokratik Kongresi 11. Genel Kurulu’nu 9-10 Haziran’da İstanbul’da gerçekleştirdi. Pandeminin etkilerinin sürmekte olduğu bir dönemde gerçekleştirilen Genel Kurul’un şiarı, “Her Yerde Hep Beraber! Direnelim, Örgütlenelim, Meclisleşelim! Yeni Yaşam Kazanacak!” oldu. Halkların Demokratik Kongresi eşsözcülerinin, devrimci ve demokratik kurumların temsilcilerinin, Kongre bileşenlerinin siyasal ve örgütsel değerlendirmelerde bulunduğu Genel Kurul’da devrim, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anıldı. Zindanlarda açlık grevi direnişini sürdüren devrimci tutsaklar selamlandı.

Genel Kurulumuzda dünyada ve Türkiye’deki siyasal ve toplumsal durumun tahlili, ezilenlerin, emekçilerin ve halkların birleşik mücadelesinin izleyeceği hat, Halkların Demokratik Kongresi’nin yeni yaşamı inşa mücadelesinin karşılaştığı güçlükler ve bunların aşılmasını mümkün kılacak fikri ve örgütsel açılımlar üzerine tartışmalar yürütüldü. Halkların Demokratik Kongresi, 11. Genel Kurulu’nda gelecek dönem görev alacak eşsözcüleri ve Genel Meclis üyelerini belirledi.

10. Genel Kurulumuzun gerçekleştiği Ocak 2020’nin ardından patlak veren COVID-19 pandemisi tüm dünyayı derinden sarstı. Pandemi, gerek salgın yönetimi gerekse de aşılama çalışmaları esnasında gün yüzüne çıktığı üzere, tüm dünyada eşitsizliğin ezilenler aleyhine katmerlenmesine yol açtı. Türkiye’de salgını “evde kalma” telkini ve sokağa çıkma kısıtlamalarıyla yönettiğini iddia eden iktidar, başta sağlık emekçileri olmak üzere tüm emekçileri ve yaşlıları ölüme sürükleyen politikalar izledi ve izlemeyi sürdürmekte. Her zaman yok sayılan, varlıkları ve yaşadıkları güçlükler dikkate alınmayan engellilerin sorunları pandemi döneminde katlandı. Kendilerine uluslararası hukuk çerçevesinde bir statü tanınmayan, mülteciler ve göçmenler ise HES kodu uygulamaları, “eve kapatma” nedeniyle ulaşım, sağlık gibi en temel haklardan bile mahrum bırakıldı.  KHK'lılar düzenli bir işte çalışma, bir gelir elde etme, mülkiyet ve finansal işlem gerçekleştirme gibi haklardan mahrum olarak girdikleri pandemi döneminde; her türlü dayanışma ilişkisinden de mahrum kaldılar, ölüme terkedildiler, intihara zorlandılar.

İktidar, pandemi sürecinde tedbir adı altında devreye soktuğu politikaları toplum üzerinde tahakkümün aracı haline getirdi.

Pandeminin gölgesinde yaşam koşulları daha da ağırlaşan halkların aslında 10 yılı aşkın zamandır sürmekte olan isyan dalgası 2021’de de dinmedi. Latin Amerika’dan Asya’ya dünyanın apayrı noktalarındaki ezilenler eşitlik ve özgürlük için, yoksulluğa, yolsuzluğa, işsizliğe mecbur olmadıklarını haykırarak polis ve ordu şiddetine boyun eğmeden sokakları doldurarak başkaldırdı. Halkların Demokratik Kongresi, tüm dünyada başka bir dünya, yeni bir yaşam için ayağa kalkan halkları selamlarken başta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere, sınırların, sınıfların ve sömürünün olmadığı bir dünyanın inşası için gerekli toplumsal ve siyasal örgütlenmenin var kılınması ve ayaklanmaların yaktığı ateşin ezilenlerin öz örgütlülüğünün sürekliliği ve öz yönetimlerinin inşası ile taçlanacağı bir konjonktürün taşıyıcısı olma sorumluluğunun altını çizdi.

Türkiye, bugün Marmara Denizi’nde yaşanan müsilajın politik eş değeri olarak görülebilecek, varlığını korumaktan başka hiçbir gayeye sahip olmayan, bu amaç doğrultusunda hiçbir yıkım, şiddet ve zorbalıktan sakınmayan çürümüş, asalak bir iktidar tarafından yönetilmekte.

Son aylarda ortalığa saçılan itiraf ve suçlamalar Erdoğan’ın önderlik ettiği çete niteliğine sahip bu bileşimin birbirine duyduğu derin mecburiyeti, suç ortaklığını, iktidarın faşist ve sömürücü karakterini herhangi bir açıklamaya gerek duymayacak kadar net bir şekilde ortaya koymakta. Genel Kurulumuz, ortalığa saçılan pisliğin, sömürü ve rant ilişkilerinin, kontrgerilla faaliyetlerinin, faili belli cinayetlerin aktörlerince dile getirilişindeki pervasızlığı, ezcümle Erdoğan’ı ve iktidarını defetme kudretinin yalnızca ve yalnızca halkların örgütlü mücadelesinde olduğunun altını bir kez daha çizdi. İktidarın her biriminde ortaya çıkan çeteleşmelerin kaynağının Kürt sorununun demokrasi, barış ve eşitlik temelinde çözümü yerine, şiddet, çöktürme ve siyasi soykırım politikalarına yöneliş olduğu aşikardır. Kürt sorununda demokratik çözüm iradesi olmayanların, uyuşturucu çetelerinden, IŞİD petrollerinden medet ummaktan başka gidecekleri bir yerin olmadığı da.

İktidarla kol kola mitingler yapan, muhalefetin her kesimine “kanınızla banyo yapacağım” tehditleri savuran çete liderinin açıklamalarında “Gaziosmanpaşa'da 1993 yılında düzenlenen saldırıdan daha büyük bir eylemin eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın adamları tarafından planlandığını” açıklaması, Saray-AKP-MHP’nin, Alevi-Sünni, Kürt-Türk çatışmalarını körükleyerek iktidarlarını sürdürme planlarının ifşasıdır. Muhalefet liderlerine “bu daha iyi günleriniz” diyerek birinci ağızdan yapılan tehditlerin bir dil sürçmesi olmadığının da kanıtıdır.

HDK, tüm ezilenlerin ve emekçilerin örgütlü ve sebatkar direnişi ile faşizme boyun eğdirilmesi için tüm devrimci ve demokratik güçlerin birlikte hareketinin önemini vurgular. Kirli seceresi bizzat suç ortaklarından biri tarafından, suç ortaklığını reddetmeyen bir yaklaşımla ifşa edilmesi, iktidarın hedefindeki bütün kesimlerin yalnız olmadığını, birlikte mücadele ile bu karanlığın yırtılıp atılacağını ifade eder.  

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan şahsında ağırlaştırılmış tecrit uygulaması, önce cezaevlerine sonra da tüm topluma dayatılmaya çalışılmaktadır. Kürt sorununda demokratik çözüm çabalarını dinamitleyenlerin yürürlüğe soktuğu savaş politikaları İmralı’daki tecriti tüm topluma dayatmaktadır. Beka söylemi etrafında üretilen savaş konsepti, toplumsal özgürlük alanının bütünüyle tecrit altına alınmasının manivelası kılındı. Yandaşlarına 7 Haziran’ı unutmayın diyen Erdoğan’ın itiraf ettiği gerçeklik, Gezi Direnişi’nden Kobane Serhildanı’na, halkların barış ve özgürlük mücadelesi karşısında iktidarlarını ve rant kaynaklarını kaybetme korkusunun ifadesidir. Partimiz HDP’ye, bileşenlerine ve demokratik tüm kesimlere dönük gözaltı, tutuklama, kapatma saldırıları bu korkunun sonucudur.

Saray-AKP-MHP rejimi polis saldırıları, siyasetten men ve kapatma davaları ve kürsüden savrulan ölüm tehditleri ile toplumu ve toplumun örgütlü kesimlerini sindirmeye; tüm kesimleri zorbalık, yolsuzluk ve adaletsizliklerin izleyicisi haline getirmeye, toplumsal ve politik özneleşme kudretinden yoksunlaştırmaya çalışmaktadır. Başta Kürt halkı, kadınlar ve LGBTİ+’lar olmak üzere toplumun her kesimi iktidarın bu politikalarını kabul etmediğini sokaklarda, kent merkezlerinde, direniş alanlarında haykırmaya devam ediyor. Kayyum saldırısıyla iradelerini yok sayan Erdoğan’a ve onun kuklalarına gerek üniversite içinde gerekse de üniversite dışında dirençle başkaldıran Boğaziçi Direnişçileri, üniversitenin tüm bileşenlerinin dahil olduğu bir seçim talebini politik özgürlük ve eşitlik talepleriyle eklemleyerek tüm kayyumlara karşı başkaldırmaya çağırıyor.

AKP-MHP erkek iktidarı, toplumu yeniden inşa politikalarında erkek-devlet şiddetini başat unsur olarak kullanmakta, sivil erkeklerden üniformalı erkeklere kadar pek çok biçimde erkek-devlet şiddetini artırarak sürdürmektedir. Türkiye’de kendini erkek şiddeti olarak gösteren bu tablo karakol ve yargı teşvikleriyle; Kürdistan’da ise özel savaş politikalarıyla üniformalı erkek-devlet şiddetiyle devam etmektedir. Bunlara ilaveten, kapatılan onlarca dernek, kadın kurumu, kayyum atanan belediyelerle kadınlar erkek şiddetine karşı yalnızlaştırılmaktadır. AKP-MHP iktidarı faili korumakla kalmayıp failin ta kendisi olarak İpek Er, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Gülistan Doku, Rabia Naz, Hande Kader ve daha nice kadının üstü alenen örtülen cinayetlerine bürokratlar ve kolluk ile doğrudan katılmaktadır.

Kadınların ve LGBTİ+’ların yaşama hakkı ve eşitlik ve özgürlükleri için mücadele ederek kazandığı pek çok hakkına bu politikaların sonucunda fiili ve resmi olarak el konulmuş durumdadır. İnfaz yasa paketiyle kadın katilleri ve istismarcılar salıverilirken, 6284 sayılı yasa keyfi bir biçimde uygulanmamakta, sığınma evi adresleri şiddet uygulayan erkeklerle paylaşmakta, cinsel istismar yasa tasarısı defalarca Meclis’ten geçirilmeye çalışılmakta, kadının beyanı esastır ilkesi, nafaka hakkı tartışmaya açılmakta, LGBTİ+’lara karşı nefret söylemleri yoğunlaşmaktadır. Son olarak da bir gece kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi kaldırılmıştır. Halkların Demokratik Kongresi tüm kadın birliktelikleriyle beraber kadınların ve LGBTİ+’ların uluslararası ortak kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadeleyi yükselteceğini bir kez daha vurgular.

Dünya üzerinde milyonlarca yıldır süregelen canlı yaşam, kapitalist üretim tarzı nedeniyle bir yaşam krizi yaşıyor. Doğayı ucuz kaynak olarak gören kapitalizm, her şeyi metalaştırarak yok ediyor. İklim krizi, ormansızlaştırma, okyanuslarda plastik kıtaları, biyoçeşitlilik kaybı olarak yaşanan ekolojik örselenme, gıda ve su krizi ve sıklaşan pandemilerle toplumsal eşitsizlik ve adaletsizliği katmerleştiriyor.

İktidarı boyunca inşaat ve enerji üzerinden sermaye birikimini temel alan AKP, yaşam alanlarını yok eden yol, köprü, santral, 3. Köprü, 3. Havaalanı gibi projeleri ile aynı zamanda toplumun sırtına büyük bir borç ve vergi yükü yükledi. Bu kapitalist kent politikalarının bir sonucu, Marmara Denizi’nde müsilaj olarak su yüzüne çıkmıştır. İktidar Marmara Denizi için sözde eylem planı yaparken Türkiye’yi dünyanın plastik çöplerinin, asbestli, radyasyonlu atıkların, gemilerin üssü haline getirmekte, can çekişen Marmara'nın tabutuna çivi çakmak olduğu aşikar olan Kanal İstanbul projesi için de inadına yapacağız demeye devam etmektedir.

Genel Kurulumuz her krizi kendisinin yeniden üretimi için fırsata çeviren kapitalistlerin riyakarlıkla sürdürdükleri iklim zirvelerine karşı halkların iklim mücadelesini yeni yaşam perspektifi ile yükseltme zorunluluğunu beyan ederek İkizdere'den İkizköy'e, Kazdağları’ndan Munzurlara ve Cudi'ye, her yerde yaşam alanlarını, ormanları, tarım alanlarını, yaylalarını devlet-şirket saldırılarına karşı savunanları selamlar ve direnişlerin başarıya ulaşması için her yerde  şirketlerin kalkanı olarak çıkan, her türlü hak arama mücadelesini terörizm sıfatı ile yaftalayan iktidara karşı birleşik mücadeleyi yükseltmek zorunluluğunu bir kez daha vurgular.

Pandemi koşullarında ölümüne çalışmak zorunda bırakılan, KOD-29 gibi uygulamalarla işsizliğe mahkum edilen, örgütlenme ve grev hakkı yasaklanan işçilerin inat ve kararlılıkla sürdürdükleri direnişler ve “Bizden çaldığınız her şeyi geri alacağız” çığlığı şiddetlenen yoksulluk, geleceksizlik ve beraberindeki intiharlarla git gide ağırlaşan toplumsal tablonun ancak örgütlü sınıf mücadelesi ile tersine çevrilebileceğini, emekçilerin ancak örgütlenerek ve birleşerek güçlenebileceğini açıklıkla gösteriyor. Halkların Demokratik Kongresi, gelecekteki adımlarını sahip olduğu yeni yaşam perspektifinin maddileşmesi için sınıf mücadelesini büyütme ve güçlendirme sorumluluğunun bilinciyle atacağını ifade eder.

Halkların Demokratik Kongresi, ezilenlerin örgütlü mücadelelerinin taşıyıcısı olma iddiasıyla, zulme, zorbalığa, kapitalist devletlere ve tüm aygıtlarına, sömürgeciliğe, kadın düşmanlığına, transfobiye boyun eğmeyenleri, asalaklara hak tanımayanları yaşamın her alanında meclisleşerek yeni yaşamı örgütlemeye çağırır.

“Her Yerde Hep Beraber! Direnelim, Örgütlenelim, Meclisleşelim! Yeni Yaşam Kazanacak!”