Barışın Ve Demokratik Toplumun Yolu Faşizmi Yenilgiye Uğratmaktan Geçer

Barışın Ve Demokratik Toplumun Yolu Faşizmi Yenilgiye Uğratmaktan Geçer

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ilçe belediye başkanları, gazeteciler ve çok sayıda yurttaşın gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanmasıyla devam eden19 Mart sivil darbe girişimine karşı halkların direnişi yükselirken, iktidarın saldırıları da gittikçe pervasızlaşıyor.

Toplumsal rıza üretme kapasitesi giderek azalmış ve dibe vurmuş AKP-MHP faşist iktidarı, mevcudiyetini açık ve dolaysız bir şekilde zor aygıtları ile sürdürmeyi denemektedir. Tek adam yönetimine bağlanmış siyasal rejim keyfiyetiyle, hukuksuzluk ve Anayasasızlık fiili düzeni yerleştirilmekte;  sarayın emirerine dönüştürülen yargı mekanizması eliyle demokratik siyaset alanları, kurumları ve ilişkileri tasfiye edilmeye çalışılmakta; sendikal örgütlenme hakkının son kırıntıları da ortadan kaldırılmakta; halkın seçme seçilme hakları dahil en temel anayasal ve demokratik hakları ilga edilmektedir. Siyasal iktidarın her türlü hak arayışı ve itirazı karşısında kesintisiz bir biçimde sürdürdüğü polis şiddeti ve gözaltı-tutuklama dalgası, faşist zorbalığı topluma dayatma, sıradanlaştırma ve korku psikolojisini egemen kılma amacına dayanmaktadır. 

Bu gidişat ve koşullarda Beyazıt meydanında üniversitelilerin yarattığı kelebek etkisi önce Saraçhane’ye ulaşmış, akabinde tüm Türkiye’yi sarmıştır. Bir haftanın geride kaldığı eylemlilik sürecinde halklar sokaklarda ellerinden alınmaya çalışılan demokratik hakları ve gelecek hayalleri için direnmektedir. “Meselenin üç beş ağaç olmadığı” günlerden, “meselenin biraz da İmamoğlu” olduğu günlere gelirken, denklemin sabit gerçekliği halklara dayatılan geleceksizlik, güvencesizlik, yoksulluk ve yoksunluktur. Halkların itirazlarının temelini bu koşullar oluşturmaktadır.

Toplumun en temel yaşamsal ihtiyaçları olan gıda temini, eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, sosyal adalet ve özgürlükleri karşılamaya dönük kamu hizmetlerini bir avuç oligarkın selameti için hiçe sayan siyasal iktidar, Mehmet Şimşek programları ile yıllardır emekçi halkın, asgari ücretli ve emeklilerin boğazından çaldığını 3 günde heba ederek sabrın sınırına ulaşmıştır. Direnişin omurgasını ve motor gücünü oluşturan işsizlik ve geleceksizliğin kıskacındaki üniversite gençliğinin, her türlü devlet şiddetine, manipülasyona ve provokasyona karşı bir adım geri durmama kararlılığı, başka bir dünyanın mümkün olduğu umudunu yeniden yeşertmiş ve büyütmüştür.

Kurtuluşun tek başına olmadığı ancak birlikte mücadele ile kazanılabileceği direnişin temel sloganı ve şiarını oluşturmaktadır. Üniversite gençliğinin direnişine, eğitim emekçilerinin verdiği grev desteği ile siyasal iktidarın aparatlarını boykot hareketi toplumsal dayanışmayı güçlendirmektedir. AKP-MHP faşizminin uykularını kaçıran bu birlikteliğe karşı, siyasal iktidarın saldırısının demokratik toplum arayışı temelinde gerçekleşen Kent Uzlaşılarını hedef alması şaşırtıcı değildir. İktidarın “Aşil topuğu” teşhir olmuştur. Eşit, adil, özgür yarınlara inanan bütün emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin bu birlikteliği koruması ve büyütmesi en temel görevidir.

Gençlik hareketinin dinamizmini bozma temelinde alanlarda ortaya çıkan kimi “özel savaş” yöntemli pratikler ve faşist provokasyonlar toplumsal hareketin özgürlükçü demokratik karakterli nesnel gerçekliğini değiştirmez. Küçük bir azınlığın provokasyonlarının mücadele öznelerinin özgürlük ve eşitlik taleplerini boşa çıkartma hedeflerine izin verilemez. Demokrasi ve özgürlük güçlerinin sahada bariz bir şekilde irite olmasına sebep olan faşist sembol, ritüel ve sloganların siyasal alanda görünür bir yer bulması ve etki alanı kazanması bugünü aşan bir durum ve sonuçtur. Esasen, devrimci-demokrasi güçlerinin toplumsal ve siyasal mücadele zeminlerindeki parçalı duruşlarının, etki gücü sınırlı örgütsel ve politik pozisyonlarının uzun zamana yayılmasının sonucudur ve daha kapsamlı başka bir değerlendirmenin konusudur. Bu gerçeklikle yüzleşmek ve özeleştirel biçimde demokrasi güçlerini görev ve sorumluluk çerçevesini belirlemek, hareketin anti faşist karakterini sağlamlaştıracak, büyütecek ve yaygınlaştıracak adımları atmayı da beraberinde getirecektir.  Bu yönüyle en büyük sorumluluk, “Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü” toplumsal örgütlenme perspektifine sahip 3. Yol çizgisi etrafında birleşmiş mücadele güçleri olarak bizlere düşmektedir. Birlikte mücadeleyi yükseltmeli, provokasyonları dağıtılmalı, demokratik toplumun inşasına hayata geçirmeliyiz.

Bir haftası geride kalan Saraçhane direnişinde akşam nöbetlerine yeterlilik verilmesi, hareketin devamı ve başarısı açısından yeni biçimler oluşturmak ihtiyacını gündeme getirmektedir. Gençlik içerisinde eylemsellikler kent merkezlerinde büyük buluşmaların yanında akademik boykot hareketi ve forumlar şeklinde çeşitlenmektedir. Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleşen 20.30 buluşmaları ise şimdilik belirli merkezlerde yürüyüşlerle sürdürülmektedir.

Bu kapsamda hareketin toplumsallaştırılabilmesi ve kesintisiz biçimde sürdürülebilmesi açısından genel yaklaşımımız, hareketin yerellerde ayakları oluşturulabilecek şekilde belirli forumlar, dayanışma ağları ve meclis şeklinde örgütlenmesine çaba gösterilmesidir. Yerellerde en geniş biçimde örgütlenen forumlar ve meclisler eliyle demokrasi mücadelesinin kesintisiz biçimde büyütülmesi ve toplumsallaştırılmasının imkanı yaratılabilir. “Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü” toplumsal örgütlenme perspektifine sahip 3. Yol fikriyatı yerel ayakların örgütlenmesinde rol alabilir ve süreçte gelişen tutarsız ve provakatif eğilimleri elimine ederek tutarlı bir demokratik toplum alternatifinin hegemonyasını kurabilir.

Gelinen son noktada demokrasi güçlerinin ödevi, “toplumun siyasallaşması, siyasetin toplumsallaşması” temelinde en geniş anti faşist birlikteliklerin inşa edilmesidir. Açık, net ve ikirciksiz tavrımız kurtuluşun birlikte mücadele zemininde mümkün olduğudur. Her türlü Kürt karşıtı ırkçı, savaş yanlısı provokasyon hareketine karşı toplumsal demokrasi ve barışı bu topraklarda hakim kılmak için her türlü çabanın ortaya konulması ve görevin üstlenilmesi tarihsel sorumluluğumuzdur.

Bir kez daha haykırıyoruz: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ