10. Genel Kadın Konferansımızı Düzenledik!

Halkların Demokratik Kongresi 10. Kadın Genel Konferansı, Ankara Akar International Otel Yıldız Salonu’nda büyük bir coşkuyla düzenlendi. Konferansın davetlisi olarak gelen Barış Annelerinin yanı sıra ülkenin en geniş büyük birleşik yapısı olan HDK’nin bileşenlerinin eş başkanları DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP Eşgenel Başkanı Pervin Buldan, DBP Eşgenel Başkanı Saliha Aydeniz, ESP Eşgenel Başkanı Özlem Gümüştaş, Devrimci Parti Başkanı Elif Torun Öneren, SYKP Eşbaşkanı Canan Yüce, HDP Milletvekilleri Fatma Kurtulan, Dilan Dirayet Taşdemir, Tülay Hatimoğulları, Züleyha Gülüm, SKM Sözcüsü Deniz Aktaş, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ve ilde 276 kadın delege katıldı.

Salonda "Eşbaşkanlıktan vazgeçmiyoruz, siyaseti bırakmıyoruz, sokakları terk etmiyoruz", "Şili, İran, Sudan, Rojava kadın isyanıyla yeni yaşama", "Tenceremiz, tavamız sokakta isyanımız direnişte dansımız", "Savaşa yoksulluğu, krize, geleceksizliğe karşı emeğin özgürlüğünü yeni yaşam ile inşa edeceğiz", "Tecrit politikası izolasyon ve saldırı dalgasını kıralım özgür yaşamı inşa edelim" yazılı pankartlar asıldı.


Divan oluşumu ve saygı duruşunun ardından dünyanın çeşitli coğrafyasında kadınların direnişlerini ve mücadelelerini sergileyen sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi.

HDK 10. Kadın Genel Kurulu HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit'in konuşmasıyla başladı. Dünya dillerinde kadınlara "Hoş geldiniz" diye seslenen Koçyiğit, 6 Ocak 2016'daki özyönetim direnişinde katledilen Seve Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır'ı anarak sözlerine başladı.

AKP-MHP faşizminin kadın düşmanı politikalarına karşı kadınların mücadelesini sürdürdüğünü söyleyen Koçyiğit, kadın düşmanlığının AKP'yle başlamadığına ancak en yüksek düzeye bu dönemde ulaştığına dikkat çekti. Koçyiğit, "AKP'nin iktidarı altında kadınların yaşamının hiçbir değeri yoktur. Onlara göre kadın evde oturmalı, çocuk doğurmalı, mümkünse eşine çay ve bisküvi sunsun. İşte biz bu rolü reddediyoruz. Biz özgürlük istiyoruz, demokrasi istiyoruz. Asıl önemlisi, bu faşizmi yıkmak istiyoruz, yakıcağız da!" diye konuştu.

AKP'nin İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı yasayı uygulanmamayı ve nafaka hakkını geri almak istediğini söyleyen Koçyiğit, "Yani kadınlar ya ölsün, ya da evli kalsınlar istiyorlar. Boşanma hakkı tanımadan, kadınları yaşayan ölülere çevirmek istiyorlar. Biz kadınlar buna karşı da sesimizi yükseltiyoruz" dedi.

Dünyanın her yerinde performanslar şeklinde yapılan Las Tesis dansına Türkiye’de  yapılan saldırıları anımsatan Koçyiğit, "Bu iktidar Las Tesis'ten korkuyor. Neden? Çünkü “öldüren sensing” diyor, öldüren polis, öldüren yargı diyor. Biz bu coğrafyada kadın cinayetlerinin politik olduğunu söylüyoruz. Erkek yargının, polisin, iktidarın kadınları katlettiğini biliyoruz. Emine Bulut'u, Ceren Damar'ı, Şule Çet'i Ayşe Tuğba Aslan'ı onların eşleri öldürmedi, bu erkek devlet, erkek yargı, erkek güvenlik aygıtları öldürdü. Onun için biz kadınlar, bütün kızkardeşlerimizin duruşmalarında erkek adalet değil gerçek adalet diye haykırıyoruz" diye konuştu.

Koçyiğit, AKP-MHP faşizminin sadece 6284 sayılı kanun veya İstanbul Sözleşmesi'nin, HDK, HDP ve birçok kurumda hayata geçen eşit başkanlık sisteminin, eş sözcülüğün kayyım saldırısıyla gaspettiğini hatırlattı. Koçyiğit, "Bütün kayyum uygulamalarının eşbaşkanlık sistemine en büyük saldırı olduğunu gösteriyor. Eşit söz hakkının önüne geçerlerse, kendi istedikleri düzeni oluşturabileceklerini düşünüyorlar, bütün Türkiye'yi dinci, militarist, milliyetçi düzene teslim edecekler. Bu düzeninin karşısındaki direniş odağı olduğu için HDP'li belediye eşbaşkanları ve meclis üyeleri gözaltına alındı tutuklandı. Gültan Kışanak başta olmak üzere, Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk, Çağlar Demirel'e, Sabahat Tuncel’e selam olsun" dedi.

"AKP'nin büyük bir korkuyla saldırıyor, cezaevine koyuyor, ama hiçbirimizi teslim alamıyor. Dansıyla, halayıyla horanıyla ıslığıyla zılgıtıyla kadınlar, faşzimi tarihin çöp sepetine göndereceğini haykırıyor.

Sadece AKP değil, Şili'de neoliberal politikalara karşı çıkanlar kadınlardır. Sudan'da diktatör Ömer El Beşir'i iktidardan indiren kadınlardır, İran'da başörtüsü zorunluluğunu kırmak isteyenler kadınlardır. Her yerde mücadele ediyor ve direniyoruz. Bizim diğer mücadelelerden öğreniyoruz, o yüzden Şili'deki kadınların dansı Türkiye'de Ortadoğu'da hayat buluyor. Yeryüzündeki bütün kadınlar olarak en fazla birleşik mücadele hattını örenler, bir kişi daha eksilmeyeceğiz diyenler, kadınların bu kolektif çabası bu dünyayı güzelleştiriyor, bir gün de mutlaka ama mutlaka özgürleştirecek" diyen Koçyiğit, Türkiye'nin Suriye'den sonra Libya'ya asker göndermek için tezkere çıkardığını söyleyen Koçyiğit, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle yeni bir savaşın kapıya dayandığını belirtti.

Diktatörlerin milyonlarca insanın katliamında tereddüt etmediğini ve savaş tamtamları çaldığını söyleyen Koçyiğit, "Eşitlik ve özgürlük mücadelesini yürüteceğiz. Sadece Kürt ulusunun onurlu barış mücadelesi değil, erkeklerin çıkardığı savaşa karşı evrensel barış mücadelesini daha güçlü bir şekilde haykırması gerekiyor. Hep beraber erkek aklının karşısına çıkmayı, yeryüzünü barış yüzü yapana kadar mücadeleyi artırmalıyız. Kadın özgürlüğünün en önemli kazanımı olan, Rojava devrimini anmadan geçemeyiz. Rojava kadın devrimini IŞİD'e karşı savaşan güzel yürekli kadınlar gerçekleştirdi. O devrimin kazanımlarını yok etmeye çalışan akılla karşı karşıyayız. Uluslararası bütün güçler, bölmek yok etmek istedikleri coğrafyadı insanlığın yeniden yeşereceği bu vahayı yok etmek istiyorlar. Rojava'yı yok ederek daha iyi yönetecekler ve sömürecekler. Kaç kabile, kaç aşiret varsa, bütün Ortadoğu'yu o kadar parçalamak, bölmek isteyen, şehir devletini önüne koymuş akılla karşı karşıyayız. Bir kez daha Rojava devrimini selamlıyoruz. Onu yaygınlaştırmak için elimizden geleni yapacağız" diye  konuştu.

HDK Kadın Meclisleri'nin örgütlenme sorunlarına ele alan Koçyiğit çalışmaları değerlendirdi. Koçyiğit şöyle devam etti:
"Biz de Türkiye'de Rojava'yı yaratmak, kadın devrimini yaratmak istiyoruz. Onu bugünden inşa etmek istiyoruz. Onun için HDK kadın meclisleri var. HDK kadın meclislerinin örgütlenmesini istiyoruz. Bizim tek silahımız var o da örgütlü mücadelemizdir. Biz yan yana durduğumuz zaman hiçbir diktatörün muktedirin yıkamayacağı kararlılığımız ve direncimiz var. O nedenle HDK kadın meclisinin perspektifiyle kadınları buluşturmak herkesin görevi.
Eksik çok şey olduğunu biliyoruz. Özeleştiri vermek zorundayız. HDK Kadın Meclisleri daha fazla ete kemiğe bürünememişse, faşizm yıkılamamışsa, kadınlar katlediliyorsa, Kürdistan'da tacize tecavüze uğruyorsa, anneler sokaklarda coplanıyorsa, bu sorumluluk bizimdir.
Türkiye'deki en büyük birleşik yapıyız. Çok daha fazla elin yanında el ele tutuşmalıyız. Büyük bir partimiz var. Kazanımları koruyarak hem Türkiye'yi, hem Kürdistan'ı, hem Ortadoğu özgürleştirmek için mücadelemizi ileri taşıyacağız. Yapamadığımız her şeyin tarihi bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor. Yitirilen her kadının ahının üzerimizde olduğunu biliyoruz. Ne kadar çok yol kat etmemiz gerektiğini biliyoruz. Omuz omuza birleşik mücadeleyle bu yol kat edelim. Tek bir kadın daha eksilmeyelim, tek bir kadın daha yaşamak istemediğimiz bir hayatı yaşamak zorunda kalmasın.

"Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, konferansta yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

HDK'nin, özellikle HDP'nin varoluş sürecini yarattığı ve bugün HDP'nin partileşme sürecine önemli katkılar sunduğunu belirten Buldan, "Hem kadın konferansı hem de Genel Kurulu ile güçlü tartışmalar yaşayacağı ve güçlü kararlar alacağını biliyoruz. Sevgili Gülistan Kılıç Koçyigit arkadaşımız HDK Eş Sözcülüğünü kendisi de ifade etti, bugün bırakacağını açıkladı. Ancak biz her şart ve koşulda başta sevgili Gülistan arkadaşımız olmak üzere bütün kadın arkadaşlarımızın HDK'nin büyümesi, gelişmesi için hepimizin katkıları ve desteğiyle HDK'nin büyüyeceğini biliyoruz. Bu katkıları sunacağımızı bugün buradan ifade etmek istiyorum. Yarın Genel Kurul'da da üçlü tartışmalar yapılacak. Genel Kurul'da tartışmalar sonucunda önemli kararlar alınacağını umut ediyorum" diye konuştu.

 

Sözlerine "Hem Orta Doğu hem Türkiye'nin de içinde olduğu önemli gelişmelerden geçiyoruz" diyen Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 
"Bugün 3. Dünya Savaşı'na doğru giden gelişmeler yaşanıyor. Her ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda yeni savaşları başlattığı bir döneme giriyoruz ne yazık ki. Özellikle son Libya tezkeresi bir kez daha Türkiye'nin içinde olduğu, 3. Dünya Savaşı'na doğru giden ve Türkiye'nin de bir parçası olacağı yeni bir süreci hep birlikte yaşayacağız. Kasım Süleymani'nin öldürülmesi Orta Doğu'da yeni denklemin ortaya çıkacağı bir dönem olarak anlamamız lazım. Dünya artık 3. Dünya Savaşı'na hazırlanıyor, bunu görüyoruz.

'SAVAŞ KARARINI ERKEKLER ALIYOR, KADINLAR İKİ KEZ ÖLÜYOR'
"Bu kararı alanlar erkekler ancak iki kez ölenler ne yazık ki kadınlar. Savaş kararları alan erkekler bu savaşlarda ölse de kadınlar iki kez ölüyorlar. Bütün dünyada, Orta Doğu başta olmak üzere her sorunun diyalog, müzakere ve diplomasi ile çözüleceğine olan inancımızı belirtmek istiyoruz. Elbette savaşlar, ölümler, katliamlar, hiçbir soruna çözüm olmadı. Çünkü her  savaş bir başka savaşı tetikledi, başka insanların ölümüne zemin hazırladı. 

"En son İran ve Irak'ın da içinde yer alacağı yeni bir savaşa, yeni bir döneme girerken Türkiye'nin arabulucu olacağı, her türlü soruna karşı diyalog ve müzakere sürecinden yana olmasını belirtiyor ve bu yönlü bir kararlar almasını bekliyoruz. Ancak Libya tezkeresi bize bir kez daha gösterdi ki, ne yazık ki Türkiye bütün savaşların içinde yer almaya, her savaşa ordusunu, askerini gönderen ve bu savaşların bir parçası olmaya heveslenen yol ve yöntem izlemeye çalışıyor. Bu kararlar Türkiye halklarından bağımsız alınıyor, Türkiye halklarının bu savaşlara asla onayının olmadığını itirazlarının yüksek olduğunu biliyoruz, çünkü her savaş Türkiye halklarına yeni bir kriz ve kaos olarak dönüyor.

'KÜRT ULUSAL BİRLİĞİ BİR KEZ DAHA ÖNEM KAZANDI'
"Bu dönemde filler tepişirken Kürt halkının da ezileceğini biliyoruz. Bu son savaşta filler tepişecek ve altta çimenler ezilecek. Bundan Kürtler ve kadınlar nasibini alacak. Bu dönem bir kez daha Kürt halkının ulusal birlik meselesinin artık taçlanması ve olgunlaşması gereken bir döneme gireceğiz. Ulusal birlik olmadığı sürece Kürt halkı ezilmeye inkar edilmeye devam edecek. Kürt halkının öncülerinin somut adımlar atması 2020 yılı açısından bunun zeminin oluşması ve Kürt ulusal birliğinin bir an önce kurulması gerektiğini belirtmek isterim.

'BİRLİKTE MÜCADELEYE İHTİYAÇ VAR'
"2019 yılını geride bıraktık, yeni bir yıla girdik, 2019 yılında büyük acılar yaşandı. Özellikle AKP'nin kadınlar başta olmak üzere Kürtlere barış ve demokrasi isteyenlere özgürlük isteyenlere karşı saldırgan bir tutum içinde olması her ağzını açanı cezaevine attığı bir yılı geride bıraktık. 2020 yılına girerken elbette umutlarımızın cesaretimizin kararlılığımızın bir kez daha pekiştiği mücadele süreçlerinin bizi beklediğini biliyoruz. Kadınların bütün olarak birliğine ve bir arada omuz omuza mücadelesine ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Bugün buraya farklı yerlerden illerden gelen arkadaşlarımız var, farklı mücadele deneyimleri yaşayan arkadaşlar burada. Belki her biri sıkıntılarını anlatacaklar ancak şunu biliyoruz ki; nerede olursak olalım, birlikte mücadele etmeye, birlikte başarmaya büyük bir ihtiyaç var.

'KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GELİŞECEĞİ BİR YIL OLACAK'
"Bizler mücadele ederken cezaevinde olan arkadaşlarımız bizim mücadelemize katkı sundular. Bize cezaevinden görüşleriyle katkı sunan Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ Selma Irmak, Çağlar Demirel, Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk arkadaşlarımız başta olmak üzere cezaevlerinde olan tüm kadın yoldaşlarımıza konferansımızdan selam.

"Onları saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bizlerin vereceği mücadele, cezaevinde olan arkadaşlarımızın özgürleşmesine vesile olacak. Bir kez daha bu dönemin kadın özgürlüğünün cinsiyet eşitliğinin olduğu barış adalet demokrasinin olduğu bir dönem olmasını temenni ediyorum. Hepinize başarılar diliyorum. Gülistan arkadaşa teşekkür ediyorum. Yeni seçilecek arkadaşlarımıza da üstün başarılar diliyoruz."

 

 

 

 

 

Tüm konuşmaların başında halkların kardeşliği ve halkların birlikteliğinden söz edildiği ancak milyonlarca olan Kürt halkının dilini kimsenin öğrenmediği eleştirisinde bulunan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, “Ben Demokratik Toplum Kongresi  (DTK) Eş Sözcüsü olarak bir coğrafya ve bir halkı temsil ediyorum. Kürtçe konuşacağım, tüm kız kardeşlerimin Kürtçe öğrenmek için bir çaba sarf etmesini istiyorum” dedi.

 

Kürtçe yaptığı konuşmasında Ortadoğu ve Kürdistan’da bir değişim olduğunu vurgulayan Güven, “İktidarlar sistemlerinin devam etmesi, faşizmin devam etmesi için kadınları, halkları öldürüyor. Onun karşısında da kadınların direnişi var. Şili, Sudan, Mısır kadınları bugün direniyor acaba ilhamlarını nereden aldılar. 8 yıl için Rojava’da Arin Mirkan’lar, Kader Ortakkaya’ların öncülüğünde bir direniş başladı. Tüm dünyaya yayıldı ve kadınlara örnek oldu. Aslında Şilili kadınlar, Rojava’daki kadınları emsal aldı. DAİŞ’e karşı kimse direnemiyordu. Rojava’daki kadınlar zılgıtları ve direnişleriyle tüm dünyaya örnek oldular” diye konuştu.

 

Dünyanın yarısının kadınlardan oluştuğunu kaydeden Güven, “HDP, ESP, SYKP, DTK’li kadınlar olarak birçok alanda temsiliyetimiz var ancak kadınlara ulaşamıyoruz. Kadınlar bizleri bekliyor, onların imkanları yok evlerinden çıkıp, kurumlara gelsinler. Bizim onların yanına gidip, evlerine gidip onlarla buluşmamız lazım. Biz kadınlar adına parti eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları olduk ancak bu yeterli değil. Faşizm tüm imkanları ile üzerimize geliyor. Faşizm evlerimizde yaşam buluyor. Bizim onlara ulaşmamız, kadın özgürlüğü için onları mücadele alanlarına çıkarmamız gerekiyor” dedi.

 

Yüzyıllardır Kürt kimliğinin, dilinin yok sayıldığını belirten Güven, sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim hedefimiz şu: 2020 yılını Kürt halkının özgürlük yılı yapacağız. Bunun için de Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kalkmalıdır. Sadece Sayın Öcalan üzerinde tecrit yok, bugün tüm toplum tecrit altındadır. Gelin bu tecridi kıralım. Ankara’dan sesleniyoruz. Sadece tecriti kırmak yeterli değil, İmralı’nı kapısı açılmalı ve Sayın Öcalan özgür kalmalıdır. Bir tek Ortadoğu’da barışı sağlayabilecek, paradigması olan Sayın Öcalan’dır.

 

SYKP Eşbaşkanı Canan Yüce konuşmasında, “Hükümetin sözde şiddeti önleme planında yine kadın yok yine eşitlik yok, ailenin korunması var, cinsel istismara af yasası var. AKP-MHP iktidar bloku bütün bu mücadelelere karşı saldırılara devam ediyor. Biz de gücümüzü dayanışmamızdan alıyoruz.” derken, DBP Eşbaşkanı Saliha Aydeniz, Kürtçe yaptığı konuşmada Kürtçe üzerindeki asimilasyon politikasının sürdüğünü, dilin bir halkın varlığını tamamladığını belirterek, önceki gün Kandıra Cezaevi'nde Sebahat Tuncel'in görüşünde olduğunu, konferansa selamlarını getirdiğini söyledi.

 

 

Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren Ortadoğu'da ve dünyanın her yerinde kadınların ayaklandığını ve iktidarları korkuttuğunu söyleyen Öneren, gücümüzün dayanışmamızdan geldiğini vurguladı.
Son olarak SKM Sözcüsü Deniz Aktaş, “Kandıra’da örgütlü gücün en önemli öznesi kadınlar mücadelenin dışına bırakılmak istendi. Evlerine gönderilmek istendi. Kadınlar özgürlük mücadelelerini daha yükselteceklerdir. Eşbaşkanlarımıza saldıranlar bizleri, bu halkı biat ettiremeyecektir.” diye konuştu.

 

Konferans, açılış ve selamlama konuşmalarının ardından kapalı oturumlarda siyasal süreç değerlendirmesi, faaliyet raporlarının okunması ve değerlendirilmesi, örgütsel durum değerlendirmesi, tüzük program değerlendirmesi, karar önergeleri ve sonuç metninin okunmasıyla devam etti.