Türkiye, halklarımızla barışmak için soykırımların utancıyla yüzleşmeli

08.12.2015
9 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda kabul edilen Soykırım Sözleşmesi,  bir ulusal, etnik ya da dinsel topluluğun üyelerine karşı, sırf bu topluluğa mensup oldukları gerekçesiyle ve o topluluğu yok etme kastıyla işlenen bir suç olarak “soykırım”a hukuksal bir tanım getiriyor ve sözleşmeye taraf ülkeleri, soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmakla yükümlü kılıyordu. Türkiye, sözleşmeyi 1950’de imzaladı. BM Genel Kurulu Eylül 2015’te de 9 Aralık’ı “Uluslararası Soykırım Kurbanlarını Anma ve Soykırım Suçunu Engelleme Günü” günü olarak kabul etti.

Soykırım tanımı, Nazi Almanyasının II. Dünya savaşında başta Yahudiler olmak üzere, çingeneler, komünistler, anti-naziler, eşcinseller vb. milyonlarca insana yönelik sistematik yoketme faaliyetiyle yüzleşme gereğince uluslararası hukuk alanına girmiş olsa bile Anadolu, Mezopotamya, Balkanlar ve Kafkaslar’ın önceki yüzyıllar boyunca tanık olduğu pek çok insanlık suçu da bu tanım kapsamında anılmayı hakediyor. Aleviler, Çerkesler, Ermeniler, Süryaniler, Asuriler, Rumlar, Bulgarlar, Müslüman Pomak ve Boşnaklar, Kürtler, ve Türkler de Osmanlı Devleti, Rus Çarlığı, Bulgaristan ve Yunanistan Krallıkları ile Türkiye Cumhuriyeti yönetimlerinde patlak veren isyanlar, iç savaşlar ve Dünya Savaşlarında acımasız soykırımlara, katliamlara, etnik temizliklere kırımlara, sürgünlere, tehcir ve mübadelelere uğradılar. Henüz gereğince yüzleşilmediği için bu kıyımların travması hala atlatılabilmiş değil.

1915 Ermeni ve Süryani soykırımı 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin başındaki İttihat ve Terakki Partisi’nin sevk ve idaresinde işlenmiş olan, Osmanlı Ermenilerini etnik kimlik ve dinsel inançlarından ötürü bir ulus olarak hedef alan planlı ve sistematik bir insanlık suçuydu. 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni aydınların tutuklanmasıyla başlatılan soykırım süreci iki yıl içerisinde Trakya’dan Deyr-ül Zor’a, Halep’e kadar bütün Osmanlı topraklarını katederek sonlandığında Anadolu’nun otokton halklarından Ermeniler ve Süryaniler bin yıldır yaşadıkları öz yurtlarından kazınmıştı. Soykırım, İttihatçılarca “sermayenin Türkleştirilmesi” ve “Türk unsurunun hakim kılınması” gerekçesiyle mazur gösterilmeye çalışıldı. Üzerinden 100 yıl geçtikten sonra da Türkiye soykırımı inkarı sürdürüyor.

Soykırım 20. yüzyılda kalmadı. Siyah Afrika'da ve Orta Doğu'da soykırımın korkunç hayaleti hala halklarımızın üzerinde geziyor. IŞİD/DAİŞ çeteleri tarihleri boyunca tam 72 kez yok etme kastıyla katliama uğrayan Ezidilere 3 Ağustos 2014’te, bir kez daha soykırım kastıyla saldırdı. Hemen yakınımızda Şengal’de 300 bin nüfuslu Ezidi yerleşim alanlarına yönelen IŞİD/DAİŞ vahşetinden ancak 200 bin kişi Rojava’dan gelen Demokratik Birlik Partisi (PYD) güçlerinin Şengal dağında açtıkları koridordan geçerek kurtulabildiler; Güney, Kuzey ve Batı (Rojava) Kürdistan’a dağıldılar. Doğal gelişimini sürdürebilmiş olsa on milyonlarca olması gereken Êzidî nüfusu günümüzde sadece bir milyon 200 bin civarında kaldı. Êzidîlere yönelik soykırımın gerçek boyutları henüz tam olarak belirlenebilmiş değil; ancak kesin olan, gerek BM, gerekse Türkiye’nin bu facia karşısında sessiz kalmış olmaları.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) adına soykırımlar sonucu kaybedilen milyonlarca insanın hatırası önünde saygıyla eğiliyor; Türkiye’ye “Soykırımı Önleme Uluslararası Sözleşmesi”nin imzacısı olduğunu hatırlatıyoruz. Türkiye’yi Ermeni ve Süryani soykırımının inkârına son vermeye, siyasi mirasına sahip çıktığı Osmanlı Devleti’nin halklara ve inançlara karşı işlediği insanlık suçlarından ötürü özür dilemeye; sorumlu ve failleri ifşa yoluyla, yaraları samimi bir yaklaşımla sarmak ve mağduriyetleri ortadan kaldırmak üzere atılması gereken ilk adımları atmaya çağırıyoruz.

HDK adına, IŞİD/DAİŞ terör örgütüne karşı onurlu bir mücadele veren, kadim bir tarihe ve zengin ve özgün bir kültüre sahip olan Ezidi halkına karşı gerçekleştirilen soykırımı, 21. yüzyılın “utancı” olarak tanımlıyoruz: TBMM'yi bu soykırımı tanıyan ilk ülke olmaya ve Türkiye'yi Ezidi soykırımının uluslararası tanınması için BM nezdinde girişimde bulunmaya çağırıyoruz. Soykırımı önlemek kolektif sorumluluğumuzdur: Soykırım suçunun mağdurlarını anmakla onları yüceltebilir, uğradıkları zulme kayıtsız kalmadığımızı ve onları asla unutmayacağımızı ifade edebiliriz. Hakikatlerle yüzleşmek ve özür dilemek Türkiye'nin dünyayla ve halklarımızla barış ve eşitlik içinde bir arada yaşayabilmesinin de yoludur.


Sebahat Tuncel&Ertuğrul Kürkçü
Halkların Demokratik Kongresi
Eşsözcüleri
09.12.2015