Kapitalist Kriz ve Ulus-Devlet Krizine Karşı “Kazanma zamanı”

 

Bu yıl 72 ayrı merkezde “Dem Dema Serkeftinê ye (Şimdi kazanma zamanı)” şiarıyla kutlanacak olan 2022 Newrozu’nun startı, Amed’de açıklanan deklarasyonla verildi. Sur ilçesinde bir otelde düzenlenen programda önce deklarasyon açıklandı, ardından bir çok kentte Newroz deklarasyonları gerçekleştirildi.

İstanbul’da açıklanan HDK’nin çağrısıyla açıklanan deklarasyon, Partizan ve YDG gibi birçok devrimci sosyalist, ilerisi örgütün katılımı ile gerçekleştirildi. Bizler de HDK Eş Sözcüsü Cengiz Çiçek ile Newroz’un şiarını, Newroz çağrısı ile birlikte ele alınan 1 Mayıs çağrısını konuştuk.

“Şimdi Kazanma Zamanı” şiarı nasıl açığa çıktı. Bize, nasıl bir tartışma ile açığa çıktığını aktarabilir misiniz?

“Kazanma zamanı” şiarı kapitalist kriz ve ulus-devlet krizi okuması yapıyor. Şunun farkındayız; kriz, sadece toplumsal muhalefet krizi değil ya da sadece toplumsal muhalefet, baskı ve zulüm altında değil. Aslında can çekişen bir kapitalizm ve onun ulus-devletçi zihniyetinin yönetimi var. Bugün Rusya-Ukrayna Savaşı’nda kapitalizm, emperyalizm kendi krizini sürekli üretirken; halklara, emekçilere, ezilen bütün kesimlere savaşı, yoksulluğu ve açlığı dayatıyor. Biz de bunun karşında diyalektik bir okuma yapıyoruz.

Gerek Türkiye için, gerek dünyanın genelinde her ne kadar zulüm artsa da, sömürü aygıtları ve politikaları derinleştirilse de; halkların ve emekçilerin, ezilen bütün kimliklerin mücadelesi de bir o kadar keskinleşiyor. Ve gerçekten zorda olan bizler değiliz, zorda olan onlar. Tam da bu okumadan hareketle faşizm istediği kadar Türkiye’de baskı uygulasın, zulmü artırsın, deklarasyon metninde ifade ettiğimiz gibi; en zifiri karanlık günlerden geçiyor gibi gözüksek de bu karanlık aydınlığa en yakın olduğumuz dönemdir. Biz bu duyguyla geliyoruz ve 1 Mayıs sürecini birlikte örgütlemek istiyoruz. Öyleyse mücadelemizi daha fazla toplumsallaştırmanın yol ve yöntemlerini aramak zorundayız.

Deklarasyonda emperyalist kapitalist sistemin içinde bulunduğu krize değinilirken “2022’nin zafer yılı olması” gibi bir vurgu var. Bu vurguyu biraz açar mısınız?

Türkiye, yüzyıllık ulus-devlet bir kriz içerisinde. Bugün itibariyle kendisini milletin, “Cumhur’un ittifakı” olarak ortaya koyan seçenekler, aslında, düşman kardeşler gibi; halklara, doğaya, kadına, emekçiye, Kürde, Alevi’ye, toplumsal inanç kesimlerine dönük demokratik bir yaşam, özgür yaşam vaat etmiyor. Aslında böyle bir gündemleri de yok. Tek gündemleri; Türkiye’yi kimin yöneteceği.

Söz Kürt meselesine, demokratikleşme meselelerine, emeğin haklarına, inançların özgürlüğüne geldiğinde “Millet İttifakı” temsilcilerinin de “Cumhur İttifakı” temsilcilerinin de kapsamlı bir demokratik programının olmadığını, bir demokratik zihniyet örgüsü olmadığını görüyoruz. Tam da buradan hareketle önümüze konulan bu seçeneğin bizim gerçek dünyamıza tekabül etmediğini, yani halkların demokrasi-özgürlük mücadelesinin gerçek seçenekleri olmadığını, tam da bir yanılsama olduğunu görüyoruz.

Newroz’a, 1 Mayıs sürecine giderken ve “Şimdi Kazanma Zamanı” derken kastettiğimiz şey de bu aslında. Ne Millet İttifakı ne de Cumhur İttifakı, tam tersi bu iki blok dışında halkların gerçek demokrasi ve özgürlük yolunu, halkların eşitlik ve adalet yolunu ortaya koyarak üçüncü yolunu hem pratik toplumsal mücadele hattını, hem de düşünsel fikri kuruculuğu olan mücadele önergesi hazırlıyoruz. Newroz ve 1 Mayıs’ bu bakış açısıyla içeriklendirmek istiyoruz.

Türkiye ve Kürdistan halklarının, emekçilerinin bu fikriyat altında yan yana gelip 2022’de, cumhuriyeti demokratikleştirecek, bir halk iktidarına doğru evriltecek bir rejim değişikliğini de öngören, bunun hedefiyle tarihsel rolünü oynamaya çalışan bir mücadele bizler için kaçınılmaz. Rejimi demokratikleştirmenin gerçek yolu, bu iki seçenek dışında üçüncü seçeneğin var olduğunu; sermaye karşıtı, doğa dostu, aynı zamanda ezilenden, emekçiden yana, ezilen halklardan ve inançlardan yana bir mücadele bizleri bekliyor. Bunu büyütmek, derinleştirmek zorundayız. Newroz ve 1 Mayıs da bu anlamda çok önemli tarihi kavşaktır.

“1 Mayıs ve Newroz’u birlikte ele almalıyız!”

Konuşmanızda belirttiğiniz ve deklarasyonda vurgu yapılan nokta Kürt halkının, kadınların, LGBTİ+’ların ve aynı zamanda emekçilerin taleplerini birleştiren şekilde ele alınması. Katılım da bu kapsayıcılıkla gerçekleşmiş oldu. 1 Mayıs vurgusu da öne çıkıyor.  Bu bağlamda neler söylemek istersiniz, değerlendirmeniz ve kamuoyuna çağrınız nedir?

HDK, programında 5 ana çelişki alanını, tahakküm alanını tarifliyor. Birincisi bir ulusun başka bir ulusu ezmesi, tahakküm altına almasına karşıdır; ki bu özelde Kürt sorununu ifade eder. Kürt sorunuyla ilgili her başlığı güncel olarak Newroz, 1 Mayıs gibi gündemlerde işliyoruz. İkincisi erkek egemen sistemin kadınlara dönük baskı, her türlü tahakküm alanına karşı ilkesel olarak kongre gerçeğimiz var. Üçüncüsü emeğe dönük, emekçinin haklarına yönelik düşmanca politikalar karşında kendisini var eden, sermayeye karşında emeği korumayı ilkesel olarak görür. Bir diğer dördüncü başlığımızda bir inancın başka inançları sömürü ve baskı altına alması başta Aleviler olmak üzere, Hristiyanlık vb. gibi birçok inanç grubunu ilkesel olarak yanında görür. En son olarak da sermayenin doğaya dönük tahakkümü karşında kendisi ilkesel olarak doğanın, ekolojinin, yeşilin yanında görür ve var eder.

Newroz’u bu 5 ana başlığın toplumsal dokusunu, rengini, direnişini örgütleyen bir yerden ele alıyoruz. Newroz ve 1 Mayıs’ı Kürt Hareketinin özneleri ile sosyalist hareketin öznelerinin yan yana gelerek her iki gündemi de bu birliktelikle örgütlemek istiyoruz.

Bütün baskı altına alınmış grupların, bütün dezavantajlı grupların gerçekten eşitlik, adalet ve barışın demokrasi ve özgürlük ilkesi etrafında, ortak programda yan yana geldiği büyük bir toplumsal yürüyüşün de sahibi olmak istiyoruz. Bu işi hem bu perspektiften ele almak, hem de gerçekten sadece örgütlerin dünyasından ibaret değil, toplumun ve halkların dünyasına mal eden bir içerik de geçirmek zorundayız.

Gerçekten halkların mücadelesi, ezilenlerin mücadelesi diyorsak elbette ki örgütlü mücadele kaçınılmaz, örgütleri bu anlamda gözeten bir yer taşır, ama örgütleri gözettiği kadar örgütleri aşan toplumsal bir perspektifle ele almak zorundayız.

Buradan yola çıkarak Newroz ve 1 Mayıs’ı toplumsal mücadelenin daha fazla ete kemiğe büründüğü bir yönüyle aslında sistemin bize dayattığı vekalet mücadelesi, vekalet savaşları karşısında doğrudan hayatı üretenlerin taraf olduğu ve mücadelenin içerisinde bir özne olarak konumlandırdığı bir mücadele biçimini hep birlikte hayata geçirmek zorundayız. Newroz deklarasyonuna damga vuran tam da budur. Bu duygu düşünceyle bütün halkları başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin bütün emekçi halklarını, inançlarını, kadınları, gençleri, doğadan yana tavır koyan herkesi; bütün şehirlerde Newroz’da demokrasi ve özgürlük bilinciyle, tutkusuyla, iddiasıyla alanlara çağırıyoruz. Biz omuz omuza olduğumuz sürece, biz yan yana durduğumuz sürece faşizm kaybedecek biz kazanacağız diyoruz.

Via/ Özgür Gelecek